Mustafa Kemal Atatürk Kimdir?
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Kurtuluş Savaşı’nın önderi ve ilk Cumhurbaşkanıdır. 1881 yılında Selanik’te doğdu. Askerî eğitim aldı ve genç yaşlarından itibaren ülkesinin içinde bulunduğu sorunlarla yakından ilgilendi.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde çeşitli cephelerde görev yaptı. Özellikle Çanakkale Savaşları’ndaki başarısıyla geniş kitlelerce tanındı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun işgal edilmeye başlanması üzerine, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde öncü rol üstlendi.
Anadolu’da yürütülen mücadele yalnızca bir askerî direniş değildi. Mustafa Kemal’in önderliğinde milletin kendi geleceğine kendisinin karar vermesi düşüncesi güç kazandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi ve Mustafa Kemal ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Atatürk, yeni Cumhuriyet’in geleceğini akıl, bilim ve eğitim üzerine kurmayı amaçladı. Eğitimden hukuka, kadınların toplumsal ve siyasal haklarından harf devrimine kadar birçok alanda gerçekleştirilen yeniliklerle çağdaş bir toplum oluşturulmaya çalışıldı. Atatürk, bağımsızlığın özgür düşünebilen, sorgulayabilen ve bilimden yararlanabilen bir toplumla güçleneceğini düşünüyordu.
Çocuklara ve gençlere özel önem verdi. Cumhuriyetin geleceğini genç kuşaklara emanet ederken öğretmenleri de toplumun geleceğini şekillendiren insanlar olarak gördü. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” (Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir) sözü, onun akıl ve bilime verdiği önemin en bilinen ifadelerinden biridir. 1934 yılında çıkarılan Soyadı Kanunu’nun ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine “Atatürk” soyadı verildi.
Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Ardında bağımsız bir ülke ve egemenliğin millete ait olduğu, eğitim ile bilimin yol gösterici kabul edildiği bir Cumhuriyet bıraktı. Onun düşüncesinde bir ülkenin geleceğini belirleyen en büyük güç, yetiştirdiği insanlardı.
Gençliğe Hitabe
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakrü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1927)
