Bir Şehrin İki Büyük Dönemi
Bilecik, Anadolu’nun büyük şehirleri arasında sessiz kalan ama tarih çizgisinde sıra dışı bir yere sahip kentlerden biridir. Bugünkü şehir ve çevresi, antik dönemlerden itibaren farklı kültürlerin geçiş alanı oldu. Doğu Roma döneminde Belekoma adıyla anılan yerleşim, daha sonra Osmanlı Beyliği’nin doğduğu coğrafyanın parçası hâline geldi.
Bilecik’in kuruluş tarihindeki önemi yalnızca bir fetih hikâyesinden kaynaklanmaz. Söğüt, Osman Gazi, Ertuğrul Gazi ve Şeyh Edebali ile şekillenen çevre, küçük bir uç beyliğinin devletleşme sürecine tanıklık etti. Şeyh Edebali’nin Bilecik’teki dergâhı ve türbesi, şehrin bu tarihî ve manevi hafızasının bugün de görülebilen en güçlü izlerinden biridir.
Yüzyıllar sonra Bilecik bu kez bir başka kuruluş mücadelesinin ortasında kaldı. Millî Mücadele yıllarında birkaç kez işgale uğrayan şehir çok ağır yıkım yaşadı. Resmî yerel tarih kaynakları, savaş öncesinde önemli bir ipekçilik ve üretim merkezi olan Bilecik’in yangınlar ve çatışmalar sonucunda büyük ölçüde harap olduğunu; nüfusunun ve ekonomik hayatının ciddi biçimde gerilediğini aktarır.
6 Eylül 1922, Bilecik’in işgalden kurtuluş tarihi olarak şehrin hafızasında ayrı bir yere sahiptir. Bu nedenle Bilecik’in hikâyesinde “kuruluş” ve “kurtuluş” yalnızca iki tarih başlığı değildir. Aynı coğrafyada, farklı yüzyıllarda ortaya çıkan iki büyük dönüşümün adıdır.
Şehrin sokaklarında bugün yürürken bu katmanların hepsini aynı anda görmek mümkündür: Şeyh Edebali Türbesi, Orhan Gazi Camii çevresi, tarihî demiryolu yapıları, eski mahallelerin izleri ve Millî Mücadele’nin bıraktığı hafıza… Ceviz Ağacının Gölgesi romanının Bilecik’te kurulmasının nedeni de budur. Aral’ın yolculuğu, aslında aynı şehrin iki ayrı zamanına açılır: birinde devletin doğuşu, diğerinde bir milletin yeniden ayağa kalkışı vardır.
Eski Bilecik'ten Görüntüler
Şehrin geçmişine ait görseller, bugün bildiğimiz Bilecik'in zaman içinde nasıl değiştiğini görmek için ayrı bir pencere açıyor.

